‘Hocaların hocası’ iktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, Halktv.com.tr’ye konuştu ve yeni iktidarı uyardı

İktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, Türkiye’nin iktisat yazınında tanımlanan anlamda bir krizden geçmediğine dikkat çekerek, “Yüzde 4’ü aşkın tempoyla büyüyen bir ekonomiye rağmen halkın büyük çoğunluğu bir bölüşüm şoku, yoksullaşma ve geçim sıkıntısından oluşan ağır bir toplumsal bunalım içindedir” dedi.

Bu toplumsal bunalımı aşma görevinin 14 Mayıs sonrasında değişecek iktidara yıkılmakta olduğunu belirten Boratav, yeni iktidarı peşinen uyarmak gerektiğini belirtti ve ekledi: “Enflasyonla mücadelede sert bir parasal daralma ve kemer sıkma reçetesinden uzak durunuz”.

İktisatçı Prof. Dr. Boratav’a, ekonomiye ve 14 Mayıs seçim sonrasına ilişkin sorularımız ve yanıtları şöyle:

Türkiye’yi, seçim sonrasında bekleyen en yakıcı ekonomik sorun nedir?
Seçim sonrasında bugünkü ekonomi politikalarının değişeceği hususunda yaygın bir öngörü yerleşmiş durumda. Makro-ekonomik ilişkiler sürdürülemeyecek boyutlarda bozulmuştur. En yakıcı ekonomik sorun, değişikliğin doğrultusu, hedefleri ve içeriği olacak.

Millet İttifakı’nın seçimi kazanması, ekonomik dengelerin hızla yeniden oluşturulmasında etkili olur mu?
Millet İttifakı’nın yayımladığı Ortak Politikalar Mutabakat Metni, esasen ekonomik dengelerin yeniden “düzeltilmesini” hedefliyor.
Kastedilen, özellikle 2016 sonrasında geleneksel istikrar ilkelerini tümüyle çiğneyerek ekonominin kapasite sınırlarını zorlayan parasal genişleme politikalarına son vermektir.

Mutabakat metni, ana çizgileriyle AKP’nin 2015’e kadar sürdürdüğü enflasyon hedeflemesine dönüşü savunuyor. Somut önlemler de açıklanıyor: Enflasyonla mücadele ana hedef olarak teyit edilecek; TCMB özerkliğinin güvence altına alınacak. Bu adımın sonucu ne olur?
Bu, politika faizlerinin adım adım yükseltilerek gerçek enflasyona yaklaştırılmasını gerektirecektir. Bu arada sermaye hareketlerinin serbestliği korunacak, döviz piyasalarına müdahalelere son verilecektir.

Mali disiplin…
Evet, kalıcı bir malî disiplin de hedeflenecektir. Kamu açıklarını nicel bir ölçütle sınırlayan Malî Kural yasalaşacaktır.

Bu politika yönelişi, uluslararası finans çevrelerinin beklentilerini karşılamayı hedeflemektedir. Bu beklenti, Türkiye ekonomisinin bozulan makro-ekonomik dengelerinin uluslararası finans çevrelerinin istekleri doğrultusunda onarılması anlamına gelir. Millet İttifakı’nın iktisatçıları da bu tür önlemlerin Türkiye’ye hızla ve yüksek tempoda yabancı sermaye girişini tetiklemesini umuyorlar.
Bunu kritik bir aşama olarak görebilir miyiz?

Döviz piyasalarını “normalleşme” doğrultusunda etkileyen bu etken, onarım sürecini başlaması anlamına gelir. Kısa dönemde bu senaryo, bana göre fazla iyimserdir.

Neden fazla iyimser buluyorsunuz? Vatandaşlar, döviz kurlarını ve kur hareketlerini ekonominin gidişatında önemli bir parametre olarak değerlendiriyor. Sizce, seçim sonrasında ve izleyen yıllarda döviz kurlarının yönü ne olur?
Mutabakat Metni son yılların birikmiş dengesizliklerinin düzletilmesine ilişkin bir geçiş programı değil, üç-beş yıl sonrası için tasarlanmış liberal ekonomik bir ortam betimlemektedir.
Bugünkü durum ise örneğin belki de iki yıl için inşa edilmiş temkinli bir geçiş programı gerektiriyor. Olası iktidar değişimindeki ekonomik ortamı örnek gösterelim. Dış dünyada oluşabilecek iyimser ortamı pekiştirmek için Saray’ın döviz piyasalarında uygulamakta olduğu idarî müdahalelerin sıfırlanacağını düşünün. Bu müdahaleleri AKP son döviz krizinin patlak verdiği 2021 sonundan bugüne kadar oluşturdu.

Rusya ve Körfez ülkelerinden borçlandı…
İstisnaî yöntemlerle Rusya’dan, Körfez ülkelerinden, spekülatörlerden kısa vadeli borçlandı. Müdahaleler belli ölçülerde etkili oldu ve son on dört ayda Türk lirası reel olarak önemli boyutlarda değerlendi; enflasyonu çok geriden izleyen döviz fiyatları da reel olarak ucuzladı.
Kısacası, döviz talebi yapay olarak baskı altındadır. Bu ortamda gerçekleşen iktidar değişikliğinde Mutabakat Metni’ndeki liberalleşmeyi derhal uygulayamazsınız. Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasına son verirseniz tüm mevduat döviz talebine yönelecektir.
Keza, ihracatçıların döviz gelirlerinin bir bölümünü TCMB’ye satmasını sağlayan ve bankaların döviz mevduatını sınırlayan kuralları iptal ediniz. İhracat ve ithalat faturaları üzerinden ve çok çeşitli yöntemlerle ülke içindeki hatta döviz varlıklarının dışarıya, kayıt-dışına kayma tepkisiyle karşılaşırsınız.
Mutabakat Metni’nin iktisat programında liberal eğilim ağır basıyor. Altılı Masa’nın iktisatçılarından uzun vadede sermaye kontrollerine dayalı bir model beklemek haksızlık olur. Ama, uluslararası finans çevrelerinden anlamlı boyutlarda sermaye girişi gerçekleşinceye kadar, döviz piyasalarında (KKM uygulaması gibi) bazı denetim araçlarını korumak, hatta “rasyonel” hale getirmek daha sağlıklı olur.

Türkiye, genişliği ve derinliği her geçen gün artan görülmemiş bir ekonomik krizle karşı karşıya… Vatandaş, hızla yoksullaşıyor. Bu süreç devam eder mi? Krizi aşmanın yolu nedir?
Bu soru, daha da önemli politika sorunlarına giriyor. Türkiye, çok farklı bir kriz türü yaşamaktadır. Saray, geleneksel istikrar politikalarından 2015 sonrasında koptu; üç döviz krizini tetikledi; ilk ikisini geçici, palyatif önlemlerle atlattı. Sonuncusunu ise az önce değindiğim müdahalelerle geçiştirmektedir. Bu dönem boyunca ekonomi her yıl büyüdü; sadece iki yıla yayılan dokuz ay boyunca daraldı. TÜİK verilerine göre 2016-2022 döneminde Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 4,3’tür.
Türkiye büyüyor, ücretler eriyor…

Büyüyen bir ekonomiye rağmen kamuoyunda yaygın ve yerleşik bir ekonomik kriz algılaması var. Çünkü, nüfusun çok kalabalık kesimleri, özellikle emeği ile geçinen sınıf ve katmanlar çok ağır bir geçim sıkıntısı içindedir. Gelirler yoluyla hesaplanan GSYH verileri, ücretlerin millî gelirdeki paylarının son yedi yılda benzeri yaşanmamış boyutta eridiğini gösteriyor. Buna geniş tanımlı işsizliğin (TÜİK’in terminolojisi ile “atıl işgücü”nün) artışını, ekleyin. Mutlak anlamda ve çok yaygın bir yoksullaşma söz konusudur.
Evet, çok yaygın bir yoksullaşma var. Bu çok sıra dışı…
Türkiye, iktisat yazınında tanımlanan anlamda bir krizden geçmiyor. Yüzde 4’ü aşkın tempoyla büyüyen bir ekonomiye rağmen halkın büyük çoğunluğu bir bölüşüm şoku, yoksullaşma ve geçim sıkıntısından oluşan ağır bir toplumsal bunalım içindedir.
Bu toplumsal bunalımı aşma görevi de 14 Mayıs sonrasında değişecek iktidara yıkılmaktadır. Burada en önemli tehlike, enflasyona karşı Mutabakat Metni’nde önerilen, IMF-türü daraltıcı bir istikrar politikasının uygulanılmasıdır.
Altılı Masa’nın iktisatçıları, özerkleşen TCMB’nin politika faizlerini giderek enflasyonun (yüzde 50 eşiğinin) üstüne çekmesini, yeni hükümetin de özellikle kamu harcamalarının daraltan bir “Malî Kural” yoluyla malî disiplini sağlamasını öneriyor.

Bu politika paketi, Türkiye ekonomisinin 2022’de sağladığı yüzde 5,6’lık büyüme temposunun da sıfırlanmasına yol açabilir.
Geçen yıl bu büyüme temposu sözünü ettiğim toplumsal bunalımı hafifletmemiştir; tam aksine “atıl işgücünü” yüzde 24’e çıkarmıştır; ama hiç olmazsa 975 bin kişiye ek istihdam sağlamıştır.

Büyümenin son bulması bu işçilerin yanı sıra 2022’de sefalet ücretleri ile çalışabilenlerin bir bölümünü de işsizliğe sürüklemeyecek mi?
Bu nedenle yeni iktidarı peşinen uyarmamız gerekiyor: Enflasyonla mücadelede sert bir parasal daralma ve kemer sıkma reçetesinden uzak durunuz. Asgari ücret artışlarını bile kâr oranlarına ve fiyatlara fazlasıyla yansıtan şirketleri hedefleyiniz. Bölüşüm kayıplarınızın kısmen telafisinde, yoksulluğun hafifletilmesinde ve deprem yıkımının onarımında önem taşıyan kamu harcamalarına dokunmayınız. Yüksek enflasyondan pervasızca yararlanan bankaları, holdingleri ve kentsel rantları hedefleyen bir servet vergisi uygulayınız.

Toplumsal bunalımın hafifletilmesine katkı yapacak bu tür bir politika yönelişi, sizleri iktidara taşıyan seçmen tabanının eriyip buharlaşmasını da önleyecek tek güzergâhtır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir