26 Mayıs 2026 tarihinde yayınlanan bir habere göre, 18. yüzyıl Avrupa’sında aristokrat kesim arasında Osmanlı stiline olan ilgi hızla yayıldı. Kaftanlar, sarıklar, süslü kumaşlar, nargileler, kahve seremonileri ve “Türk odaları” kısa sürede Avrupa’nın ihtişamlı saraylarına girdi. Fransızca “Türk tarzı” anlamına gelen Turquerie akımı, sadece giyimle sınırlı kalmayıp, Avrupa’nın Osmanlı kültürüne olan merakını sanat, günlük yaşam ve kültürel alanlara taşıdı.
Bu ilginin özellikle Fransa’da başlaması, zamanla diğer Avrupa merkezlerine de yayılmasına neden oldu. Osmanlı elçisi Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin 1720-1721 yıllarında Paris’e yaptığı ziyaret, bu akımın yayılmasında önemli bir dönüm noktası haline geldi. Çelebi ve beraberindekilerin Paris’te görkemli bir şekilde karşılanması, Osmanlı algısının değişmesine ve “Türk modasının” güçlenmesine katkıda bulundu.
Bu kültürel akımın gelişiminde birçok sanatçının etkisi büyük oldu. İstanbul’da yaklaşık 40 yıl yaşamış olan Jean Baptiste Vanmour, Osmanlı saray törenlerini ve günlük yaşamı belgeleyerek “Osmanlı Kıyafet Albümü” adlı koleksiyonuyla Avrupa’da Osmanlı’nın algısını şekillendiren önemli figürlerden biri olarak öne çıktı. Ayrıca, aristokrat çevrelerde Osmanlı tarzı portreleri yaygınlaştıran Charles-André van Loo ve Rokoko sanatının öncüsü François Boucher, harem sahneleri ve doğu motifleriyle Turquerie’nin görsel zenginliğine katkıda bulundu. Malta ve Osmanlı topraklarında çalışan Antoine de Favray ise portreleriyle bu akıma yeni bir boyut kazandırdı.
Osmanlı estetiği, Avrupa’nın sanat ve kültür sahnesinde önemli bir yer edinirken, Türk tarzı bir yaşam biçimi olarak da benimsendi.
